|
TÜRK LEHÇELERİ / Mehmet ŞAHİN
Türkçe’nin bilinen
ilk yazılı eseri olan Orhun Abideleri VIII. yüzyılda yazılmış olmasına rağmen
aslında yazılı Türkçe’nin bundan iki asır daha eski olduğu tahmin edilmekte.
Zira Birinci Göktürk İmparatorluğu dönemine (552 – 581) ait yazılı tabletler,
Bizans İmparatoru’na gönderilmek üzere yazılan mektuplar bugün gün ışığına
çıkarılmıştır. Bu da gösteriyor ki, Türkçe yeryüzünde en az Latince veya Çince
kadar eski bir dildir. Çünkü kendine has bir yazılı dilin oluşması için o dilin
asırlardan beri konuşuluyor olması gerekmektedir. Eski dil olmasının yanında,
Türklerin büyük çoğunluğundaki göçebe hayat tarzı sayesinde Türkçe geniş bir
coğrafyaya da yayılmıştır. Aynı kavramı farklı kaynaklardan öğrenme ve gırtlak
yapısını etkilemesi gibi sebeplerle değişik iklimlerde yaşamış olmak, alfabe
farklılıkları, farklı topluluklarla etkileşim, değişik dinlere tabi olma gibi
diğer sebepleri de göz önüne aldığımızda, Türkçe’de büyük lehçe farklılıklarının
bulunması kaçınılmazdır.
Altı Lehçeden Oluşan Dil
Türk dilbilimcileri, bir dili üç alt gruba ayırmaktadır; ağız – lehçe – uzak
lehçe.
Türkçe kaybolan bazı ağızlarıyla birlikte bugün dilbilimciler tarafından 6 lehçe
ve uzak lehçeden müteşekkil bir dil olarak kabul görmektedir: Argu, Kıpçak,
Oğuz, Ogur (Bolgar), Sibirya ve Uygur. Bunlardan Ogur ve Sibirya grupları uzak
lehçe, diğerleri lehçe olarak adlandırılmaktadır. Bugün dünyanın çeşitli
bölgelerinde Türkler tarafından Arap, Kiril ve Latin alfabeleri
kullanılmaktadır.
Bugün en yaygın olarak kullanılan lehçe Oğuz lehçesidir. Dünyadaki Türk
nüfusunun yüzde 65’i Oğuz grubundadır. Bu lehçe bünyesinde Türkiye Türkçesi,
Balkan Türkçesi, Gagauzca, Azerice, Türkmence, Avşarca, Hazaraca ve Şalarca’yı
barındırır. Balkan Türkçesi, Türkiye Türkçesi’ne yakın bir ağızdır. Aynı şekilde
Moldavya’daki Gagauz Özerk Bölgesinde konuşulan Gagauzca ile Suriye ve Irak
Türkmencesi, Türkiye Türkçesine büyük benzerlik göstermektedir. Öyle ki,
karşılıklı konuşulduğu zaman bu insanların farklı yörelere ait olduğu belli olsa
da aynı ülke vatandaşı gibi son derece rahat anlaşmaktadırlar. Örneğin bir
Kerküklü Türkmen ile bir Köstenceli Türk konuştuğu zaman sanki bir Erzurumlu ile
bir Edirneli konuşuyormuş gibi gözükebilir. Azeri ağzı ise Azerbaycan’ın resmi
dili olan ayrıca İran’ın kuzeydoğusunda kullanılan Azerice’nin yanı sıra Avşar,
Horasan, Kaşgay ve Aynallu yörelerinde konuşulan ağızları kapsamaktadır.
Afganistan’da konuşulan Hazaraca’yı bu kategoriye dâhil eden bazı bilim adamları
olduğu gibi, Hazaraca’nın ayrı bir lehçe hatta ayrı bir dil olduğunu iddia
edenler de var.
Türk Fikir Adamlarının Dili: Kıpçakça
Türkçe’nin bir diğer önemli lehçesi de Kıpçakça. Nüfus olarak yaygın olmasa da
coğrafya olarak en geniş alanda konuşulmasından ve 18.yüzyıldan itibaren önemli
eserlerin bu lehçede yayınlanmasından ötürü Kıpçakça geniş kesimler tarafından
bilinmektedir. Kazakça, Kırgızca ve Tatarca bu lehçenin en önemli
ağızlarındandır. Tarihteki Kumanların kullandığı bu lehçeyi günümüzde Kazak,
Kırgız ve Tatarlardan başka Barabalar, Başkurtlar, Karaçaylar, Karaimler,
Karakalpaklar, Kırımçaklar, Kumuklar, Nogaylar ve Karaimler konuşmaktadır. Bu
lehçelerden Karakalpakça Özbekistan’da; Kırımçakça Kırım’da konuşulmaktadır.
Karaimce’yi konuşan insanların sayısı bugün 100 civarında kalmıştır. Türkiye
Türkçesi ile rahat anlaşılabilen bu lehçe maalesef kaybolmaya yüz tutmuştur.
Bugün, Letonya, Litvanya ve Polonya’da birkaç köyde konuşulmaktadır. Diğer
lehçeler Rusya’nın çeşitli bölgelerindeki özerk Türk bölgeleri veya topluluklar
tarafından kullanılmaktadır.
Cengiz’in Dili
Tarih boyunca başta Ali Şir Nevaî olmak üzere birçok Orta Asyalı şairin
kullandığı ve Moğol İmparatorluğu’nun da (1206 – 1405) resmi dili olan
Çağatayca, bugün dilbilimciler tarafından Uygur grubu olarak adlandırılmaktadır.
Özbekçe ve Doğu Türkistan’da konuşulan Uygurca bu lehçenin en önemli iki
ağzıdır. Çin’deki diğer Türk gruplarından olan Yugur ve Aynu dillerini
konuşanların toplam sayısı ise 10.000 civarındadır. Bu grupta kaybolmaya yüz
tutmuş “İli Türkçesi” diye adlandırılan ağzı ise yine Çin’de yaşayan 120 kişilik
bir köy konuşmaktadır.
Sibirya’da yaşayan Türklerin dilleri ise Sibirya Grubu olarak
adlandırılmaktadır. Sahaca (Yakutça), Tuvaca, Hakasça, Altayca, Şorca, Dolganca,
Çulimce, Tofaca, Hotonca, Televütce gibi diller bu gruba dâhildir. Adından da
anlaşılacağı üzere bu boylar Sibirya’da yaşamaktadır ve nüfusları; en azı 3.000
(Televütler), en kalabalığı 400.000 (Saha/Yakutlar) olmak üzere değişkenlik
göstermektedir. Tofaca ise kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan bir
lehçedir.
Eski Türkçe’nin Günümüzde Yaşayan Hâli
Ogur veya diğer adıyla Bolgar lehçesi günümüzde sadece Çuvaşlar tarafından
konuşulmaktadır. Tarihte Hunlar da dâhil olmak üzere birçok eski Türk kavminin
konuştuğu dili andıran Çuvaşça “r Türkçesi” diye tabir edilen özel bir isimle
anılmaktadır. Örnek vermek gerekirse; eski Türkçe’de kullanılan çoğul “-z” eki
bugün sadece Çuvaşça’da kullanılmaktadır. Çuvaşça’ya “r Türkçesi” denmesinin
sebebini bazı dilbilimciler “z” ve “d” seslerinin Çuvaşça’da “r” sesine
dönüşmesinden dolayı olduğunu açıklamaktadırlar. Ancak bu tam olarak tatmin
edici bir açıklama değildir, zira değişik lehçelerde birçok ses dönüşüme
uğramaktadır.
Son grup ise üzerinde araştırma yapılmasına ihtiyaç olan Argu Grubu, Halaçca’dan
ibarettir. Diğer Türk lehçelerine en uzak kalan lehçedir. Dil bilimcisi Gerhard
Doerfer'in görüşüne göre Halaç, Türk dillerinin Argu grubunun son üyesidir.
Türkçe'den çok erken ayrılmış ve 13. yüzyılda İran'da, etrafı Farsça
konuşanlarla çevrili kalmıştır. Bugün İran’ın Arak bölgesinde 40 bin kişi
tarafından konuşulmaktadır.
Ortak Alfabe
Alt alta yazıp toplandığında, Türkçe günümüzde 200 milyondan fazla insan
tarafından ana dil olarak konuşulmaktadır. Kırka yakın ağızdan müteşekkil kabul
edilmesindeki en büyük etkenlerden biri (tarihi ve coğrafi farklılıkların yanı
sıra) şüphesiz Sovyet döneminde uygulanan bölücü politikalardır. Özellikle Orta
Asya ve Sibirya’da yaşayan boylar, Stalin döneminde farklı isimler vermek ve
değişik alfabeler dayatmak suretiyle sunî olarak birbirlerinden ayrılmışlardır.
Sovyetlerin dağılmasının ardından resmi olarak ilk defa 1993 yılında Antalya’da
toplanan “Türk Devlet ve Toplulukları, Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği
Kurultayı”nda gündeme gelen “ortak alfabe” konusu o günden itibaren Türk
devletlerinde birer politika haline geldi. İlk olarak Azerbaycan 1992’den
itibaren kademeli olarak, 1996’da ise tamamen, halkın isteği doğrultusunda,
özellikle Türkiye ile rahat anlaşabilmek için Latin alfabesine geçti.
Türkmenistan ise bunu 2000 yılında gerçekleştirdi. Aynı yıl, Rusya’ya bağlı
Tataristan Özerk Bölgesi de mecliste Latin alfabe kullanılmasını kabul etti.
Özbekistan’ın da 2010 yılına kadar geçmesi beklenmekte. Kazakistan hükümeti de
60 bin dolar ayırarak Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan ve Türkmenistan’daki
değişimi incelemek ve uygulamak amacıyla Bilim Akademisi Dil Enstitüsü’nü kurdu.
Bu şekilde adım adım ortak alfabeye geçiş ve aynı zamanda teknolojinin de
gelişmesiyle iletişimin artık çok rahat olması sayesinde ilerleyen yıllarda Türk
dünyasında– en azından bağımsız ülkeler arasında - ortak bir Türkçe belki de
kendiliğinden oluşacaktır. Nitekim 1883 - 1918 yılları arasında Kırım
Bahçesaray’da İsmail Gaspıralı tarafından Arap alfabesi kullanılarak Osmanlı
Türkçesiyle neşredilen Tercüman gazetesi İstanbul, Kahire, Semerkant gibi
merkezlere gönderiliyor ve okuma yazma bilen herkes tarafından rahatça
anlaşılıyordu. O yıllarda Anadolu merkezli başlayan ortak Türkçe çalışmaları,
Sovyetler döneminde sekteye uğrasa da bugün tekrar başlatılmıştır. Üstelik bu
sefer daha kolay anlaşılabilen, Arap alfabesinin aksine ünlüleri olması
sebebiyle Türkçe’nin yapısına daha uygun olan ve dünyada en fazla kullanılan
Latin alfabesiyle adım adım gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Ancak bu noktada
Türkiye Türkçesi’ne yakın bir lehçe olmasına rağmen, Çin’in baskıları yüzünden
Uygurca’nın alfabe birliği sürecinde dahil olması zor gözüküyor. Zaten çok zor
elde ettikleri Arap alfabesini – ki Arapça’dan da bazı noktalarda farklılık
göstermektedir – kullanma hakkını da kaybetmemeleri açısından şimdilik böyle bir
şey talep etmek Çin’in Uygur fobisini uyandırmaktan başka bir işe
yaramayacağından pek gerçekçi gözükmüyor. Uygurca’yı bir kenara bırakacak
olursak önümüzdeki yıllarda Türklerin ortak bir alfabeye kavuşması hayal
olmadığı gibi toplumların birbirleriyle olan iletişimlerini güçlendirecektir. Bu
sayede de küreselleşen dünyada Türkçe de hak ettiği yere kavuşacak, bir dünya
dili haline gelebilecektir.
Lehçe Cümle
Türkiye, Kıbrıs, Balkan Türkçesi Yeni yılınız kutlu olsun
Azerbaycan Yeni iliniz mübarek olsun
Türkmenistan Teze yılınızı gutlayaarın
Gagauzlar Yeni yılınızı kutlerim
Irak Türkmenleri Yengi iliyiz mubarak olsun
Kırgızca Cangı cılıngız kuttu bolsun
Kazakça Canga cılıngız kuttı bolsın
Karakalpakça Canga cılıngız kuttı bolsın
Kazan Tatarcası Sizni yanga yıl bilen tebrik item
Kırım Tatarcası Yanı ılınız mubarek olsun
Başkurtça Hizzi yangı yıl menen kotlayım
Karaçay - Balkarca Cangngı cılığıznı alğışlayma
Nogayca Yana yılınız men
Kumukça Yangı yılıgız kutlu bolsun
Karayca Sizni yanhı yıl bıla kutleymın
Özbekçe Yengi yılıngız mübarek bolsun
Uygurca Yengi yılıngızğa mübarek bolsun
Sahaca (Yakutça) Ehigini şanga cılınan eğerdeliibin
Şorca Naa çıl çakşı polzun
Altayca Slerdi cangı cılla utkup turum
Tuvaca Caa çıl-bile bayır çedirip or men
Hakasça Naa çılnang alğıstapçam sirerni
Çuvaşça Sene sul yaçepe salamlatap
|