"Kat'i olarak bilinmelidir ki Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatına hakim ve esas olacaktır." (1933) Mustafa Kemal ATATÜRK

Seçenekler

· Ana Sayfa

· Topluluk Hakkında

· Haberler

· Etkinlikler

· Türkçesi Varken

· Fotoğraflar

· Makaleler
· İletişim

Türkçesi Varken!
Bağlantılar

· Bilkent Üniversitesi

· Türk Dil Kurumu

· Dil Derneği

· Dilim Dilim

· Türk Dil Tarih Kültür Birliği

· Türkçemizi Canlandırma Derneği

· TDK Türk Lehçeleri Sözlüğü

· Dilde, Fikirde, İşte Birlik

· AKÜ Türkçe

· Atılım Türkçe

· Bilgi Türkçe

· Hacettepe Türkçe

· ODTÜ Türkçe

· SDÜ Türkçe

· Kaşgarlı Mahmut

  

MAKALELER


ŞİNASİ VE ŞAİR EVLENMESİ

Osmanlı Devleti, özellikle 1699 Karlofça Anlaşması sonrası hızlanan dağılma ve gerileme sürecinde, 1800’lü yıllara gelindiğinde artık iyiden iyiye güçten düşmüş ve geri kalmışlık duygusu toplumun, sanatın, ekonominin velhasıl hayatın her alanına girmiş ve halkı tamamen kuşatmıştı. İşte bu ortamda, gelişen Batı karşısında bir çıkar yol arayan Osmanlı, daha çok onu taklit yoluna gitti ve giyim-kuşam, eğitim-öğretim konularında Batı sistemini aynen alarak bir yol kat edebileceğini sandı. Bu da, ancak yüzeysel bir gelişme sağladı ve sağlanan gelişme de çok sınırlı alanlarda kaldı. Hatta o kadar ki; siyasi, iktisadi ve sosyal hayatı etkisi altına almayı bir türlü başaramayan bu yenileşme hareketi, yalnızca sanatla sınırlı kaldı.

     Türk edebiyatında, geleneksel tiyatro türünün modern tiyatroyla kucaklaşması da biraz böyle olmuştur. Yabancı dil, ekonomi, maliye, siyaset bilimi, hukuk veya tarih eğitimi almak ve daha sonra yurda dönerek memlekete faydalı olmak için yurtdışına, özellikle de zamanın medeniyet merkezi Paris’e gönderilen öğrencilerden olan İbrahim Şinasi de, yurda dönüşünde Agah Efendi ile birlikte ilk özel Türk gazetesi olan “Tercüman-ı Ahval” i kurdu ve böylece Türk fikir ve sosyal hayatına gazete girmiş oldu. Bu, İbrahim Şinasi’nin Türk edebiyatına tanıttığı ilk tür olmuştur. Bu gazete, aynı zamanda Türk edebiyatı açısında yine bir ilke imza atılmasına aracı olacak ve Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” adlı oyunu bu gazetede neşrolunacaktır.

     Bu oyun, Türk edebiyatındaki ilk tiyatro olarak kabul edilmekle birlikte, daha eski tarihlere ait  tiyatrolar olduğu da öne sürülmektedir. Bunlardan daha eski tarihli olan “Vakay-i Acibe ve Havadis-i Garibe-i Keşfger Ahmed” adlı oyununun Türk olup olmadığı kesin olarak bilinmeyen İskerleç adında birine ait olduğu düşünülse de, 3. Selim zamanında yazıldığı tahmin edilen bu oyun hakkında kesin bir bilgi yoktur. Şair Evlenmesi’nden daha önce yazıldığı öne sürülen bir diğer oyun da, Abdülhak Hamit’in babası Hayrullah Efendi’nin yazdığı “Hikaye-i İbrahim Gülşeni” adlı yarı roman-yarı tiyatro karışımı bir eserdir. Fakat, ne olursa olsun gerek Batılı tekniğe uygunluk yönünden ve ilk basılıp yayımlanmış eser olması yönünden, Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı eseri Türk edebiyatındaki ilk modern tiyatro eseri sayılabilir.

     Şair Evlenmesi, temel olarak bir töre komedyası özelliği taşır. Oyun, aslında iki perde olarak yazılmış ve Tercüman-ı Ahval’de de böyle yayımlanmış olsa da, daha sonradan bir perdeye düşürülmüştür. Bu nedenle daha çok “tek perdelik komedi” olarak da bilinir. Oldukça başarılı bir eser veren yazardan, bu alanda başka hiçbir verim alınamayışının nedeni, O’nun bir örnek vermek istemesi, Osmanlı aydınına yeni bir türü tanıtma gayreti olabilir. Bunun yanında, Şinasi’nin uzun yıllar Batı’da kalmış ve oradaki edebiyat tekniği ile sosyal yaşamı içine sindirmiş olmasının da olumlu etkisiyle, Batı üslubu kullanıldığı açıkça görülür.

     Oyundaki kişiler; Müştak Bey, Kumru, Dudu, Habbe kadın, Sakine Hanım, Batak Ese, Atak Köse, Ebüllaklaka ve Hikmet Efendi’dir. Batılı tavırlarıyla pek sevilmeyen ve saf bir şair olan Müştak Bey, sevdiği Kumru Hanım’la evlenmek istemektedir. Sonunda bu isteğini kılavuz ve yenge hanımlar aracılığıyla Kumru Hanım’a iletir ve kabul edilir, nikah kıyılır. Ancak, nikah sonunda kendisine nikahlananın çok sevdiği, aşkından şiirler yazdığı Kumru Hanım değil, yaşlı ve çirkin bir kadın olan Sakine Hanım olduğun görünce sinir krizi geçirir ve bayılır. Ancak ayıldıktan sonra itiraz edebilmeye başlar bu haksız ve saçma duruma. Araya mahalleli girer ve olaylar sokağa dökülür; herkes duyar. Şair Müştak Bey’in iyi eğitim almış yakın bir arkadaşı olan Hikmet Bey’in mahallenin önde gelen dini kişiliklerinden olarak bilinen Ebüllaklakat-ül Enfi’ye rüşvet vermesi sonucu olay çözülür ve Müştak Bey, Kumru Hanımla tekrar evlenmek ister. Fakat, bu kez aklı başına gelmiştir. Oyun, etkin karakterlerden olan Hikmet Bey’in öğütleri ile sona erer ve perde kapanır.

     Görücü usulü evlilik gibi, dönemin toplumsal yaşamının tamamen içinden, hatta ortasından bir konu seçilerek, bunun halk dili ve hissedişi ile yansıtılması, Şinasi’nin bu türü Türk yedebiyatında tutundurmak için kullandığı bir yöntem olarak kabul edilebilir. Oyun her ne kadar Batı üslubu ile yazılmış olsa da, geleneksel Türk tiyatrosunun özelliklerini de yansıtmaktadır ve bu yönüyle eski-yeni, doğu-batı, modern-geri arasında son derece sağlam ve ustaca kurulmuş bir köprüdür.

     Şair Evlenmesi, geleneksel Türk tiyatrosunun aksine, serim-düğüm-çözüm yapısı üzerine kurulmuştur. İşte tam bu noktada, Türk toplumuna ait bir konuyu modern ve ileri Batı teknikleriyle birleştirerek çok önemli bir ilke imza atmıştır. Osmanlı’nın son yıllarda içine düştüğü yanlış ve özenti Batılılaşma ile acımadan alay eden oyunun kişileri, adeta hayattan koparılmışçasına ustaca donatılmışlardır ve bu da alabildiğine renkli karakterler ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır. 

     Oyun o kadar derinlemesine bir kesit sunmaktadır ki, o dönem Osmanlısındaki ikili eğitim sisteminin tüm olumlu ve olumsuz etkileri suyun altına yerleştirilen aynadan yansıyan ışık berraklığında verilebilmektedir. Örneğin, özellikle Müştak Bey ile Hikmet Efendi’nin aldıkları Osmanlı eğitimi ile, haksızlıklar karşısında haklarını savunabilecek cesareti bulmalarına karşın, bu haksızlıkları gidermeye yetecek kararlılık ve azmi gösteremediklerini görüyoruz. Romantik ve saf aşık Müştak Bey, kılavuz ve yenge hanımlar aracılığıyla evlenmeyi kabul ederek, alafranga bir duygunun meyvesini alaturka bir şekilde toplamaya yelteniyor ve sonuçta kendisinin en yakın arkadaşlarından olan Hikmet Efendi’nin yardımına muhtaç oluyor.

     İşte tam bu noktada olaya ikinci bir damga daha vuruluyor. Müştak Bey’in görücü usulü evliliği kabul ederek yaptığı hatayı, Hikmet Efendi de, mahalle kadısı Ebüllaklaka Efendi’ye rüşvet vererek tekrarlıyor. Alafranga bir hak duygusunun meyvesini alaturka bir rüşvet yoluyla çözmeye çalışıyor. İki iyi eğitimli aydının düzene karşı çıkmaması ve onu devam ettirmesi ise “iyi” diye nitelenen eğitimin aslında ne derece bozuk ve kokuşmuş olduğunu gösterir. Bu kokuşmuşluğa bir diğer örnek de, dini konularda etkili ola Ebüllaklaka’nın kişisel çıkarları için din tüccarlığı yapmasıdır. İşte bu son nokta, oyunda da kuvvetlice vurgulanmış olup, Şinasi’deki halkı aydınlatma çabasının en açık ifadesidir. 

     Genel olarak, oyundaki karakterlerin, geniş bir tarihsel süreç içinde verilmeyip durağan bırakılmaları ve kendilerinden beklenen tepkiyi veriyor olmaları, algıda beklentilerin etkisi doğrultusunda onları, izleyiciler tarafından kolay anlaşılır bir hale getirmiştir.

     Oyundaki kişiler, geleneksel Türk tiyatrosu kişilerine de benzetilebilir. Birbirlerini çok seven Müştak Bey ile Kumru’nun ilişkisi, Çelebi ile Zenne ilişkisine; Müştak Bey ile Hikmet Efendi arasındaki ilişki de Karagöz ile Hacivat arasındaki ilişkiye benzetilebilir. Ayrıca, Şair Evlenmesi’ndeki Atak Köse, Batak Ese ve benzeri karakterler de, gölge tiyatrosundaki Kayserili, Kürt, Laz, Ermeni gibi karakterlere benzetilebilir.

     Yukarıda da anlatıldığı üzere, Osmanlı Devleti’nin modernleşme çabalarının bir sonucu olarak daha hızlı gelişen Türk edebiyatına belki de en büyük katkılardan birini, tiyatroyu tanıtarak Şinasi yapmıştır.  

Oyun Sonundaki Öğütlerden Örnekler

-          (Hikmet Bey) İşte, kendi menfaati için aşk ve muhabbet tellallığına kalkışan kılavuz kısmının sözüne itimat edenin hali budur.

-          (Hikmet Bey) Sen ve ıyalin birbirinizi her cihetle tanıdığınız halde, evlenirken ne belalara uğradın bakındık.

-          (Hikmet Bey) Birbirlerinin ahvalini asla bilmeyerek ev bark olanların hali nasıl olur, var bundan kıyas eyle.

 

Serhan Ünal


 
 
Haberler
Gelecek Etkinlik

Makaleler
E-Posta Öbeği
E-Posta Öbeği'ne ulaşmak için tıklayın.
İletişim

 

2007

Bu sitenin tüm kullanım hakları Bilkent Üniversitesi Öğrenci Konseyi Türkçe Topluluğu'na aittir.

Site içeriğinin izinsiz olarak kullanılması yasaktır.