|
ŞİNASİ VE ŞAİR
EVLENMESİ
Osmanlı Devleti, özellikle
1699 Karlofça Anlaşması sonrası hızlanan dağılma ve gerileme sürecinde, 1800’lü
yıllara gelindiğinde artık iyiden iyiye güçten düşmüş ve geri kalmışlık duygusu
toplumun, sanatın, ekonominin velhasıl hayatın her alanına girmiş ve halkı
tamamen kuşatmıştı. İşte bu ortamda, gelişen Batı karşısında bir çıkar yol
arayan Osmanlı, daha çok onu taklit yoluna gitti ve giyim-kuşam, eğitim-öğretim
konularında Batı sistemini aynen alarak bir yol kat edebileceğini sandı. Bu da,
ancak yüzeysel bir gelişme sağladı ve sağlanan gelişme de çok sınırlı alanlarda
kaldı. Hatta o kadar ki; siyasi, iktisadi ve sosyal hayatı etkisi altına almayı
bir türlü başaramayan bu yenileşme hareketi, yalnızca sanatla sınırlı kaldı.
Türk edebiyatında,
geleneksel tiyatro türünün modern tiyatroyla kucaklaşması da biraz böyle
olmuştur. Yabancı dil, ekonomi, maliye, siyaset bilimi, hukuk veya tarih eğitimi
almak ve daha sonra yurda dönerek memlekete faydalı olmak için yurtdışına,
özellikle de zamanın medeniyet merkezi Paris’e gönderilen öğrencilerden olan
İbrahim Şinasi de, yurda dönüşünde Agah Efendi ile birlikte ilk özel Türk
gazetesi olan “Tercüman-ı Ahval” i kurdu ve böylece Türk fikir ve sosyal
hayatına gazete girmiş oldu. Bu, İbrahim Şinasi’nin Türk edebiyatına tanıttığı
ilk tür olmuştur. Bu gazete, aynı zamanda Türk edebiyatı açısında yine bir ilke
imza atılmasına aracı olacak ve Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” adlı oyunu bu
gazetede neşrolunacaktır.
Bu oyun, Türk
edebiyatındaki ilk tiyatro olarak kabul edilmekle birlikte, daha eski tarihlere
ait tiyatrolar olduğu da öne sürülmektedir. Bunlardan daha eski tarihli olan
“Vakay-i Acibe ve Havadis-i Garibe-i Keşfger Ahmed” adlı oyununun Türk olup
olmadığı kesin olarak bilinmeyen İskerleç adında birine ait olduğu düşünülse de,
3. Selim zamanında yazıldığı tahmin edilen bu oyun hakkında kesin bir bilgi
yoktur. Şair Evlenmesi’nden daha önce yazıldığı öne sürülen bir diğer oyun da,
Abdülhak Hamit’in babası Hayrullah Efendi’nin yazdığı “Hikaye-i İbrahim Gülşeni”
adlı yarı roman-yarı tiyatro karışımı bir eserdir. Fakat, ne olursa olsun gerek
Batılı tekniğe uygunluk yönünden ve ilk basılıp yayımlanmış eser olması
yönünden, Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı eseri Türk edebiyatındaki ilk modern
tiyatro eseri sayılabilir.
Şair Evlenmesi, temel
olarak bir töre komedyası özelliği taşır. Oyun, aslında iki perde olarak
yazılmış ve Tercüman-ı Ahval’de de böyle yayımlanmış olsa da, daha sonradan bir
perdeye düşürülmüştür. Bu nedenle daha çok “tek perdelik komedi” olarak da
bilinir. Oldukça başarılı bir eser veren yazardan, bu alanda başka hiçbir verim
alınamayışının nedeni, O’nun bir örnek vermek istemesi, Osmanlı aydınına yeni
bir türü tanıtma gayreti olabilir. Bunun yanında, Şinasi’nin uzun yıllar Batı’da
kalmış ve oradaki edebiyat tekniği ile sosyal yaşamı içine sindirmiş olmasının
da olumlu etkisiyle, Batı üslubu kullanıldığı açıkça görülür.
Oyundaki kişiler;
Müştak Bey, Kumru, Dudu, Habbe kadın, Sakine Hanım, Batak Ese, Atak Köse,
Ebüllaklaka ve Hikmet Efendi’dir. Batılı tavırlarıyla pek sevilmeyen ve saf bir
şair olan Müştak Bey, sevdiği Kumru Hanım’la evlenmek istemektedir. Sonunda bu
isteğini kılavuz ve yenge hanımlar aracılığıyla Kumru Hanım’a iletir ve kabul
edilir, nikah kıyılır. Ancak, nikah sonunda kendisine nikahlananın çok sevdiği,
aşkından şiirler yazdığı Kumru Hanım değil, yaşlı ve çirkin bir kadın olan
Sakine Hanım olduğun görünce sinir krizi geçirir ve bayılır. Ancak ayıldıktan
sonra itiraz edebilmeye başlar bu haksız ve saçma duruma. Araya mahalleli girer
ve olaylar sokağa dökülür; herkes duyar. Şair Müştak Bey’in iyi eğitim almış
yakın bir arkadaşı olan Hikmet Bey’in mahallenin önde gelen dini kişiliklerinden
olarak bilinen Ebüllaklakat-ül Enfi’ye rüşvet vermesi sonucu olay çözülür ve
Müştak Bey, Kumru Hanımla tekrar evlenmek ister. Fakat, bu kez aklı başına
gelmiştir. Oyun, etkin karakterlerden olan Hikmet Bey’in öğütleri ile sona erer
ve perde kapanır.
Görücü usulü evlilik
gibi, dönemin toplumsal yaşamının tamamen içinden, hatta ortasından bir konu
seçilerek, bunun halk dili ve hissedişi ile yansıtılması, Şinasi’nin bu türü
Türk yedebiyatında tutundurmak için kullandığı bir yöntem olarak kabul
edilebilir. Oyun her ne kadar Batı üslubu ile yazılmış olsa da, geleneksel Türk
tiyatrosunun özelliklerini de yansıtmaktadır ve bu yönüyle eski-yeni, doğu-batı,
modern-geri arasında son derece sağlam ve ustaca kurulmuş bir köprüdür.
Şair Evlenmesi,
geleneksel Türk tiyatrosunun aksine, serim-düğüm-çözüm yapısı üzerine
kurulmuştur. İşte tam bu noktada, Türk toplumuna ait bir konuyu modern ve ileri
Batı teknikleriyle birleştirerek çok önemli bir ilke imza atmıştır. Osmanlı’nın
son yıllarda içine düştüğü yanlış ve özenti Batılılaşma ile acımadan alay eden
oyunun kişileri, adeta hayattan koparılmışçasına ustaca donatılmışlardır ve bu
da alabildiğine renkli karakterler ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır.
Oyun o kadar
derinlemesine bir kesit sunmaktadır ki, o dönem Osmanlısındaki ikili eğitim
sisteminin tüm olumlu ve olumsuz etkileri suyun altına yerleştirilen aynadan
yansıyan ışık berraklığında verilebilmektedir. Örneğin, özellikle Müştak Bey ile
Hikmet Efendi’nin aldıkları Osmanlı eğitimi ile, haksızlıklar karşısında
haklarını savunabilecek cesareti bulmalarına karşın, bu haksızlıkları gidermeye
yetecek kararlılık ve azmi gösteremediklerini görüyoruz. Romantik ve saf aşık
Müştak Bey, kılavuz ve yenge hanımlar aracılığıyla evlenmeyi kabul ederek,
alafranga bir duygunun meyvesini alaturka bir şekilde toplamaya yelteniyor ve
sonuçta kendisinin en yakın arkadaşlarından olan Hikmet Efendi’nin yardımına
muhtaç oluyor.
İşte tam bu noktada
olaya ikinci bir damga daha vuruluyor. Müştak Bey’in görücü usulü evliliği kabul
ederek yaptığı hatayı, Hikmet Efendi de, mahalle kadısı Ebüllaklaka Efendi’ye
rüşvet vererek tekrarlıyor. Alafranga bir hak duygusunun meyvesini alaturka bir
rüşvet yoluyla çözmeye çalışıyor. İki iyi eğitimli aydının düzene karşı
çıkmaması ve onu devam ettirmesi ise “iyi” diye nitelenen eğitimin aslında ne
derece bozuk ve kokuşmuş olduğunu gösterir. Bu kokuşmuşluğa bir diğer örnek de,
dini konularda etkili ola Ebüllaklaka’nın kişisel çıkarları için din tüccarlığı
yapmasıdır. İşte bu son nokta, oyunda da kuvvetlice vurgulanmış olup,
Şinasi’deki halkı aydınlatma çabasının en açık ifadesidir.
Genel olarak, oyundaki
karakterlerin, geniş bir tarihsel süreç içinde verilmeyip durağan bırakılmaları
ve kendilerinden beklenen tepkiyi veriyor olmaları, algıda beklentilerin etkisi
doğrultusunda onları, izleyiciler tarafından kolay anlaşılır bir hale
getirmiştir.
Oyundaki kişiler,
geleneksel Türk tiyatrosu kişilerine de benzetilebilir. Birbirlerini çok seven
Müştak Bey ile Kumru’nun ilişkisi, Çelebi ile Zenne ilişkisine; Müştak Bey ile
Hikmet Efendi arasındaki ilişki de Karagöz ile Hacivat arasındaki ilişkiye
benzetilebilir. Ayrıca, Şair Evlenmesi’ndeki Atak Köse, Batak Ese ve benzeri
karakterler de, gölge tiyatrosundaki Kayserili, Kürt, Laz, Ermeni gibi
karakterlere benzetilebilir.
Yukarıda da
anlatıldığı üzere, Osmanlı Devleti’nin modernleşme çabalarının bir sonucu olarak
daha hızlı gelişen Türk edebiyatına belki de en büyük katkılardan birini,
tiyatroyu tanıtarak Şinasi yapmıştır.
Oyun Sonundaki Öğütlerden
Örnekler
-
(Hikmet Bey)
İşte, kendi menfaati için aşk ve muhabbet tellallığına kalkışan kılavuz kısmının
sözüne itimat edenin hali budur.
-
(Hikmet Bey)
Sen ve ıyalin birbirinizi her cihetle tanıdığınız halde, evlenirken ne belalara
uğradın bakındık.
-
(Hikmet Bey)
Birbirlerinin ahvalini asla bilmeyerek ev bark olanların hali nasıl olur, var
bundan kıyas eyle.
Serhan Ünal
|